19-22 Haziran 20016 tarihleri arasında 12. EGS Kongresi Prag’da yapıldı. Kongreyle ilgili ilkyazımda genel değerlendirme yapmakla yetineceğim; resmi rakamlarla 3400 kişinin katıldığı belirtilen kongrede sanırım 50-60 Türk meslektaş da yer aldı. Farklı görüşler olabilir ancak glokom toplantıları arasında bana göre en organize ve en iyi programlanmış toplantı olan EGS’nin 12. toplantısı geçmişlerine göre hayli üstündü. Bunda en büyük neden bu dönem topluluğun başına seçilen Prof. Anja Tuulonen’nin kişiliğini toplantıya sinmiş olmasıydı. Tuulonen, kariyeri boyunca kanıta dayalı tıp, eğitim, etik, işe yarar-maliyet analizi gibi pek de ışıltılı ve dikkat çekici olmayan konularda araştırmalarını yoğunlaştırmıştır. Her çıkan yöntem, ilaç ve tanı gereci için bir bakıma şeytanın avukatlığını yapmıştır.

Kongre bir ana salon ve 14 küçük salonda yapıldı. Panel diyebileceğimiz toplantılar ana salonda yapıldı ve her gün üç veya dört büyük toplantıyla sınırlandırıldı. Panel konuşmacılarının sunum süresi 10 dakika idi ve sürenin aşılmamasına dikkat edildi. Ana  salon sanırım 2000 kişilikti, toplam katılım 3400 kişi olarak görünmesine rağmen salonda 1000-1500 kişi arasında bir topluluk olduğunu sanıyorum. Geri kalanların EGS eğitiminden yararlanamasalar da birlikte ülkelerinden gelen arkadaşları aracılığıyla kahve toplantıları sırasında bilgi düzeylerini zenginleştirmiş olabileceklerine inanıyorum. Türkiye’de olduğu gibi diğer ülkelerde de “fire” kaçınılmaz olarak hayatın bir parçası, doğal karşılamak lazım.
Öğleden sonraki toplantılar kurs  formatındaydı. Bir saat süren 14 ayrı toplantıdan iki seans yapıldı. Bu toplantıların bir kısmı birbirinin devamı niteliğindeydi. Pul biriktiren meslektaşların toplandıkları (Belçika’dan Dr. T. Zeyen’in bu kursuna başka bir toplantıda katıldığım için bu kez pas geçtim) kurslar gibi sevimli uç konular da toplantının çileğiydi.

Programı hazırlayanlar mümkün olduğu kadar farklı görüşleri birlikte sunmaya gayret etmişler. Baskın görüş, günümüzün yaklaşımı ya da yol haritası gibi bakış açılarına yer vermemeye özen göstermişler. Kanski zihniyetiyle yetişen bizim nesil için hayli zor bir bakış açısıydı bu, çünkü bizler Amerikan filmlerinde olduğu gibi kötülerin filmin sonunda kaybedeceğini veya iyi oğlanın güzel kız ile evlenerek mutlu sona ulaşacağını bekliyor, eve giderken elle tutulur birkaç cümleyi hafızamıza kaydetmeyi planlıyoruz. EGS kurgusu ise tıpkı bir Fransız veya İtalyan filmi gibi film boyunca farklı şeyler olmasına rağmen sonucun muallak olduğu, seyredene göre bir son hayalini bize bıraktığı gerçeğiyle yüzleştik. Anlaması zor ama heyecan ve mutluluk verici gelişmeler tüm bunlar. Ayrıca bilimin bitmediğini daha uğraşacak veya seyredecek daha çok şey olduğunun da habercisi.

Son olarak konu başlıklarının çarpıcılığının dinleyenlerin merakını uyandırması ve uyanık kalması açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulayarak yazımı bitirmek istiyorum; örneğin panellerden birinde birbirini takip eden iki konuşmada, görme alanı veya OCT’nin glokom takibinde daha değerli olduğu vurgulanmak istenmiş. Konu başlıkları şöyle konulmuş: “I sold my perimeter” ve “I sold my imaging device”. Yaratıcılık ve mizah karşısında dinleyici o salonda bulunma isteği duyuyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close Bitnami banner
Bitnami