Eco, her şeyden önce akademisyendi. Göstergebilim ve ortaçağ tarihi yörüngesinden çıkmadan konunun profesyoneli olmayanların da anlayabilecekleri, onları merak etmeye teşvik eden hikayeler yazdı. Gülün adı’nı okuyan biri hem ortaçağı, hem dinin yozlaşmasını, hem matbaanın bireyin özgürlüğü için vazgeçilmez bir araç olduğunu, hem sanatın iyi bir kılıfla kötüyü de anlatabileceğini, hem de Mont Saint Michel’i merak edebilir. Merakının ve önceki birikimlerinin ışığında kendini geliştirebilir.

Eco, bir akademisyenin bildiklerini dili kullanarak nasıl ortalama algılara da sunabileceğini gösterir. Büyük laflar etmeden küçük hikayelerle amaca ulaşmayı..

Branşında söyleyeceklerin, kafanın içindeki düşünceler, yazıya veya söze geçirilirken dilimizi kullanmasını bilmemiz de gerekir. Bunun için branşımız haricinde; söz söylemenin kurallarını, cümle kurmanın mantığını, tanımadıklarımıza ulaşmanın maymuncuğunu öğreten roman gibi hiç yaşamadığımız hayatları da anlatan öğretilere ihtiyacımız olacaktır. Eco bu bakımdan doruk noktasıdır bilim insanı için.

Bir şeye başlarken önce iyi olanı taklit etmek kolay bir yoldur. Taklit ederken pişersin ve özgünlüğünü zamanla yakalarsın. Umberto Eco taklit edilmeyi hak eden biri.

Huzur bulsun..

Tags:

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close Bitnami banner
Bitnami